Now Playing Tracks

Mahara Kunta

‘Batan gemilerin ruhları nereye gider. Ruhlar uçuyorsa, gemiler uçamaz ki. Onların ruhu yüzüyor olmalı. Peki bir soru daha denizin üstünde mi yüzer altında mı gemilerin ruhları.’ Geçenlerde arkadaşım Doğu Afrika Halkı’nın yaptığı bir ayini anlattı. Akasya ağacını duydun mu hiç?’

‘Bir zamanlar Afrikalılar ellerinde ne var ne yoksa verip bir dana beslerlermiş. Ama bütün kabile halkı tek bir danayı. Dana güzelce büyüyünce de etrafı uzun çayırla kaplı bir akasya ağacı bulurlarmış. Tabi orası Afrika, her yer alabildiğine savan. Ama bir kural varmış. Bulduğunuz akasyanın gövdesine yaslanıp baktığınızda hiçbir açıdan başka bir akasya ağacı görmemeniz gerekiyormuş. Bu kurallara uyan bir akasya ağacı bulunca önce kan ağacın köküne gidecek şekilde dananın boynu kesilirmiş. Daha sonra boynundan ve kollarından kalınca ipler dolayıp akasyanın en kuvvetli görünen dalına çekerlermiş danayı. Hemen hayvanın altında küçük bir alanın toprağını çıkarır çevresine taş dizip içine odun koyarlarmış. Akasyaya sırtını dayayıp otuz adım ileri yürüyüp dururmuş en yaşlı kabile üyesi. Diğerleri hizayı bozmadan iki üç karış açıklık oluşacak şekilde otları yolarlarmış. Orada kaç kişi varsa yolunan yerlere doluşup daireyi tamamlarlarmış. Daireye en son giren kişi hemen dananın altındaki odunu tutuşturup yerine girermiş.  ‘Mahara Kunta’ dediğinde en yaşlı üye gökyüzünde olan güneş yavaşça çekilirmiş. Bu ‘Akbabalar geliyor’ anlamına gelirmiş. Dananın altında yanan ateş yükselip etin kokusunu duman duman yaymaya başlayınca gökyüzünün uzak köşelerinden kırbaçların havada çıkardığı seslere benzer sesler duyulurmuş. Bunlar akbabaların kanatlarının sesiymiş. Bizim bildiklerimizin aksine bir aslan büyüklüğündelermiş. Tüyleri ve kuyruk uçları kara, kel başının ve yüzünün derisi ise sarıymış. Onlar geldiklerinde halkadaki kim gözünü açarsa omuzlarından yakalar ve sonsuzluğa sürüklerlermiş. Güneş tekrar doğduğunda akbabalar gitmiş olurmuş. Kurban edilmiş dananın iskeleti indirilip kemikleri sayılırmış. O sene akbabaların sonsuzluğa götürdüğü insan sayısı kemiklerin sayısından çıkarılıp yılın sayısını bulurlarmış. Bu sayıyı o yıl uğurlu ilan edip yapacakları her işin içine sokarlarmış. Yüzünü yıkarken o sayı kadar sıvazla, ekini sularken o kadar tas su kullan, yıl içinde en az o sayı kadar sevişmiş ol gibi bir sürü şey.’

‘Saçmalık! Oturup bunu dinledin sende yani?’

‘Evet. Senin gibi. Ama ben saçma olduğunu düşünmedim. On iki gibi, yedi, on bir, üç gibi.‘

‘Onların yaptığı şeylerle bu rakamları karşılaştıramazsın. Bu saydıklarının çoğu dinlerden gelen rakamlar. Hadi ama bu kadar cahil olmadığını biliyorum. Bu rakamların her biri bir inanış.’

‘Doğru… Saygı duyup dinlemeye değer olduğunu düşündüren de oydu beni. Bunların hepsi birer inanış. Doğrusunu henüz bilemeyeceğimiz, bize bahşedilenlerden birini seçip ya da hepsini reddedip yolumuza devam edeceğimiz inanışlar. Belki akbabalar geldiğinde gözlerimizi açarız ha, ne dersin?’

boleynkizii asked:

Blogun çok güzel ya! Muhtemelen anlamışsındır rebloglardan falan :D Bir de soru sorayım dedim; bir iki kitap önerebilir misin, sevdiklerinden? :)

Ben de dedim bir sarsıntı hissettim köklerimdeeenn :D :* sağ ol bebeğimm.. Nasıl kitaplar okuyorsun bilmiyorum ama bu ara Anne Frank’ın hatıra defterini okuyorum, okumalısınn… (: bana ne tarz sevdiğini de söylersen ona göre şukela şeyler söylerim kanımca :* muaah

Anonymous

Anonymous asked:

Yaz hakkında olsun dedin ama asıl konu nasıl olmalı sence evet biliyorum sorduğum çok saçma bir şey :d hikayeyi sen bulmuş oluyosun ben yazıyorum ama cidden aklıma gelen kurgular artık gelmiyolar ve belki biraz yardımcı olursun diye şey ettim :D

Allah seni kahretmesin daha yazmadın mı, kaç ay oldu?? Bir dalga yaz bak. HAdi bi kıyak daha, bu dalga yaza küs olsun, üzülsün yaz geliyor diye. Nedenini bana değil dalgaya sor. Onun gözünden anlat bize bir şeyleri. Sahi merak ettim neden sevmiyormuş yazları?

MR. NOBODY - 2009 - 

‘Çok heyecanlandım bir an önce yazmalıyım. Bugün uzun zamandır izlemeyi ertelediğim ‘Mr. Nobody’ filmini izledim. Nedendir bilmem bir filmi izlemeyi ertelediğimde o film mükemmel oluyor genelde ve pişman oluyorum, neyse. Dozu yerinde ve güzel iç içe geçmiş bir bilim-kurgu ve aşk filmi. Filmde gelecek, geçmiş ve şimdiki zaman havada uçuşuyor. Hani bizi çok zorlayan seçimlerimiz var ya, birini seçtiğimizde diğerini kaybettiklerimiz… İşte burada her şeyi seçip bütün hepsinin sonunda olacakları görebilen bir çocuğuz biz. Dokuz yaşında, Unutuluş Melekleri’nin unuttuğu bir çocuk. Zamanı durdurmak, geriye doğru akmasını sağlamak ya da sonuna kadar ilerlemek… Anna, Elise ya da Jean… Yüzmeyi bilmemek havuzları sevmemek anlamına gelmez, tanıştığınız insanları tanıyın. Son olarak bir rivayet şöyle der; Daha yavaş nefes almaya başlarsan zaman yavaşlar, derler.’  

Seyriniz lezzetli olsun.. :)

To Tumblr, Love Pixel Union